Yaklaşık dört sene evvel, İzmir’den İstanbul’a dönerken otoyolda Bergama çıkışı tabelasını gördüm. İsim tanıdık geldi, acaba bunun on yaşında Berlin’de ziyaret ettiğim Bergama Müzesi’yle bir alakası var mı diye düşünmeye başladım. Heyecanla tepeye çıktım ve Bergama antik kentiyle karşılaştım. Uçsuz bucaksız manzaraya konumlanmış bir amfitiyatro ve tapınakları gezdim. Birkaç saatin sonunda dev bir ağaç ve altında pleksi kutu içerisinde altarın modelini buldum. Ancak altarın kendisi neredeydi? Sonraki ziyaretimde ise baharla sapsarı ve beyaz çiçekler sarmıştı bütün tepeyi. Bu sefer gözlerim altarı değil, altara çıkan merdivenleri ve altarın göbeğinden çıkmış ağacı tanıyordu. Bu karşılaşmalar ve hatıralar üzerine alanı kaydetmeye ve burası hakkında benden önce yapılmış kayıtları ve araştırmaları toplamaya başladım.